SENİ ÇOK ARIYORUM..
SENİ ÇOK ARIYORUM..
Seni çok arıyorum. Bencilce olacak ama en çok ta, saatlerce süren, bir oya inceliğinde işlenmiş konuşmalarımızı arıyorum. Hani, bazı insanlarla konuşmaya başlayınca sohbetin zevki, an be an, sözcük sözcük artar ya işte öylesine lezzetli idi konuşmalarımız.. Ayrılınca da belki yarım saat konuştuğumuz şeyleri düşünürdüm. Öylesine kaliteli, entelektüel ritüeller taşıyan konuşmalardı ki onlar, insanı ‘‘tiryakisi’’ yapar, 15-20 gün geçse sadece ve sadece o güzelliği paylaşma adına birlikte olma isteği duyardım. Huşu içinde, törensel bir havada geçerdi, sohbetlerimiz. Hani ‘‘dil tutturmak’’ diye bir şey varya o olsa gerek.
Bir yaşam ustasıydı. Söylediği her sözcüğe bir yaşam yükleme çabası vardı. Toplulukları öylesine bir yönlendirişi vardı ki. Senin düşünmediğin bir olguyu, sanki senin fikrinmiş gibi savunmaya başlarken buluverirdin kendini. Önce insanları tartıştırır, kendi arka planda durur, ancak küçük küçük yönlendirmeler yaparak herkesi hamur gibi yoğururdu. Bir bakmışsın, onun istediği gibi düşünmeye başlamış, bırak düşünmeyi, o konunun en ateşli savunucusu oluverirmişsin. Çok ender de olsa hamur maya tutmazsa, küsüverirdi. O anlamda da çok naif, çok kırılgandı.
O hiçbir zaman meslek politikasını ‘‘iğreti’’ ucundan ucundan, tutmadı. Tam bir hakimiyetle tüm Türkiye’deki meslektaşı kavrardı. İzmir Eczacı Odası o tarihlerde Türkiye’de meslek politikasını koyan, seçimlerde sözü dinlenen, hatta seçimleri kuran bir odaydı. Son TEB seçimlerine baktığımızda, İzmir Eczacı Odası nerden nereye gelmiş diye düşünmeden edemiyoruz.. Eczacı Odasından ayrıldıktan sonra, o en büyük ürünü EDAK’ı yönetirken de ‘‘ben kooperatif yöneticisiyim, oda politikaları ile ilgilenmem’’ diyerek oda çalışmalarının uzağında durmadı. O tarihlerde oda çalışmaları, kooperatif çalışmaları, tanımı yapılmış bir çerçevede, bir sevgi ve saygıyla iç içe, sıcacık bir birliktelikte yapılır, iki kurum kerhen bir arada görüntü verme çabasında olmazdı.
Herkes özveri ile çalışır, mesleğin sadece maddi tarafından bakmazdı. Onun hep hatırlattığı, 6643’ün şu ünlü 4/b maddesiydi; azasının maddi ve manevi hak ve menfaatlerini korumak ve bunları halkın ve Devletin menfaati ile en iyi şekilde telife çalışmak.. Biraz özeleştiri yaparsak, son günlerde mesleğimizin içine düştüğü durumda halkın ve devletin çıkarlarını göz ardı ettiğimiz gerçeği yatmıyor mu acaba? Hiç mi bilmiyorduk ilaç fiatlarının şişirilmiş olduğunu? Hala kızmıyormuyuz reçetedeki ilaç adedinin sınırlanmış olmasına? Kaçımız kamu fiatı ile serbest ilaç fiyatının farklı olduğu yerde rahatsızlık duyduk? Öyle, ‘‘ey devlet ilaç fiatını sen veriyorsun, yüksek vermeseydin’’ kolaycılığına düşmeden, hiç özeleştiride bulunduk mu?
Seni çok arıyorum Işık, 10 yıl olmuş gideli, kimseyle dil tutturamıyorum, seni çok özledim.. Nur Işıklar içinde yat. Geçenlerde ölen yönetmen Zeki Ökten’in tabutu başında Rutkay Aziz’in dediği gibi; ‘‘biz yaşamda izne çıkmış ölüleriz’’ Darısı yaşadığını sanan diri ölülere..
Enver OLGUNSOY
31.12.2009 |